Videolar

Loading...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Kırmızı'nın 128. e-broşürüyle geldi. Harika bir iş. BBDO Bangkok "uykusuzluk sizden kuvvetlidir" sloganı ile hazırlamış. Yalın ve güçlü işin güzel örneklerinden biri. Fazla söze gerek yok.

17 Eylül 2010 Cuma

Bu dünyaya akü olarak gelmek de var.

Kategoriler de insanlar gibidir. Bazıları şanslı, bazıları şanssız doğar. Kimisi insan arzu ve isteklerinin en yüksekte gezindiği yerlerde yaşar, kimileri ise insanın neredeyse ömrü boyunca fark etmediği depodaki bir sandık gibidir.

Mesela kozmetik kategorisi en şanslı doğan kategorilerden biridir. "Yalı Kızı" gibidir. Çakmasının bile havasından geçilmez. Tüm araştırmalarda bu kategori tüketicinin zihnindeki en müstesna yerlerden birini teşkil eder. Haritanın sağ üst köşesinde yer alır. Bu kadranda olmak demek, tüketicinin size zihninde daha fazla zaman ayırması demektir; satın alırken daha az fiyat hassas olması demektir; hatta zaman zaman satın almak için sıraya girmesi demektir. iPad gibi... Ya da kendi kızım gibi, küçükken "İdidas" diye sayıkladığınız bir markayı babanız size aldığında ilk akşam onunla yatmanız demektir. Dolayısıyla bütün pazarlamacılar bilir ki, parfüm, notebook, hazır giyim ya da otomobil olmak iyi bir şeydir. Bu kategorilerdeki markalara hizmet verirken içgörü yakalamak için reklamcıların göbeği çatlamaz. Çünkü bu kategoriler insan aklının en karmaşık alanlarından biri olan timos'u (thymos) hareketlendirdiği için özeldirler. İnsan oğlunun ve insan kızının tanınma ve ilerleme gibi son derece ego merkezli özelliklerini tetikler bu kategoriler. Yani bireyin diğerlerinden üstün görülme ihtiyacı olan megalotimiyayı (megalothymia) ilgilendiren kategorilerdir bunlar. Hal böyle olunca da, insanın ilgi duyduğu sularda doğmak, iyi kullanıldığı takdirde oldukça büyük bir avantaj sağlıyor.

Öte yandan otomobil olmak iyidir de, onun olmazsa olmaz parçalarından biri olan akü olmak hayata 3-0 yenik başlamak gibidir. Mesela hiçbir tüketici aküsüyle gurur duymaz:))) Hatta bazıları bir aküsü olduğunun bile farkında değildir. Eski Türk filmlerinden hatırladığımız, güzel, iyi kalpli ve çalışkan bahçevan:) kızı gibi kimsenin fark etmediği bir yerlerde durur akü. Bir aküsü olduğunun farkında olan kitlenin büyük kısmı da aküsünün markasını bilmez. Özetle sol alt kadrandadır akü. Buraya "Kategori Cehennemi" bile denebilir, çünkü aküsünü sadece bittiğinde hatırlar tüketici. Pek hayırlı bir hatırlama da değildir bu. Sorunlu bir hatırlamadır. Onu tıkır tıkır çalışırken hatırlamazsınız da, bittiğinde hatırlarsınız. Yaptığı kurtarışlar değil, yediği gol konuşulan kaleci gibidir. Bu kategori için strateji ve fikir üretmiş biri olarak söylüyorum; şöyle çarpıcı bir içgörü bulmak için gerçekten çok çırpınırsınız.

Bu nedenle, parfüm, notebook, hazır giyim ya da otomobil pazarlarken pek şikayet etmemek gerekir. Çünkü gerçekten bu dünyaya akü olarak gelmek de var.






Vat the Fest is that?

















Geçen yılın sonuna doğru, cesur bir kararla notebook kategorisine odaklanarak dünyanın ilk ve tek notebook mağaza zincirini açan Vatan Notebook, notebook'ta pazar lideri olmasını ve toplam 14 mağazaya ulaşmasını, yine dünyanın ilk notebook festivalini "Vat The Fest" adıyla Sortie'de gerçekleştirerek kutladı.

Notebook bir yaşam biçimi ve farklı ekran tiplerinin hayatımıza girmesiyle bu özelliğini giderek arttıracak. Marka danışmanlığını yaptığım Vatan Notebook da, mağazalarını tasarlarken gösterdiği özene "Vat the Fest"te de dikkat etti. Koreograf Uğur Yıldıran'ın notebook'ların iç dünyasını dans gösterisi ile canlandırdığı "Organik Notebook" gösterisi, notebook mağazalarımızın prototip olarak sergilendiği alandaki canlı mankenler, notebook'larla yapılan perküsyon gösterisi ve DJ Suat Ateşdağlı'nın müziği... Hepsi tüketicinin yaşamındaki "olmazsa olmaz" olan "deneyim"in altını, bu etkinlikte bir kere daha çizmek içindi.

Özetle, "Vat the Fest" deneyimin herşey olduğuna inanan bir markanın keyifli bir sezon finaliydi.




Perakende hedonisttir... Öyleyse, Fashion's Night Out davranışı her gün mümkün değil midir?

Dün akşam İstinye Park'taydım. "Gate" kalitesinde bir içeri giriş sonrasında, Mezza Luna'nın önünde "anti-ütopya" tadında yemek kuyruğunu (en son Istanbul Üniversitesi Turan Emeksiz Yemekhanesi'nde yaşamıştım) görünce bir şeylerin farklı olduğunu hissettim.

İçerisi tıklım tıklımdı. House Cafe'nin garsonu geciken yemek için defalarca özür diledikten sonra, "inanın böyle bir kalabalık beklemiyorduk" dedi. Mağazaların vitrinlerindeki teatral etkinliklerin fotoğraflarını çekenler, stilistlerle kırk yıllık arkadaşmış gibi sohbet edenler, sevgilileriyle orada buluşanlar harika bir resim oluşturmuştu.

Perakende hedonisttir. Hayata bağlıdır. Özünde canlılık vardır. Şık giyinmiş insanlar, elinde kadehiyle alışveriş yapanlar, flört edenler... Dün İstinye Park'ta gördüğüm Fashion's Night Out'da bunlar vardı. Şimdi bir mağazanın her günü Fashion's Night Out tadında yaşadığını düşünün. Fashion's Night Out içeriği her gün mümkün olmasa da, Fashion's Night Out davranışı her gün mümkün değil midir? Her günü böyle yaşayan perakendeciler var bu dünyada. Mesleklerine aşık bu insanlar, iş felsefelerini çalışanlarına yayıyor; yarattıkları mükemmel deneyimi tüketicileriyle paylaşıyor ve markalarını pazarlama tarihine yazıyorlar. Çünkü onlar her gün Fashion's Night Out'muşcasına çalışıyorlar.


11 Eylül 2010 Cumartesi

Kurucu lovemark kültürünün kalbidir.

Bazı markalar neden lovemark'tır?

Bu sorunun cevabını Kevin Roberts LoveMark Effects'de veriyor.

Örneğin kitapta Camper'dan bahsederken tasarımın bir ayaktan başlayıp diğerinde devam ettiğini ifade ediyor. CAMPER'ı bir lovemark yapan kültürün kalbinde tasarım ve otantik yaklaşım var. Ama CAMPER'ın lovemark kültürü sadece bunlardan oluşmuyor. CAMPER % 100 oranda doğaya dönüşen malzemeden üretildiğinin mesajını vererek bugünün tüketicisinin içgörülerini kendisinin de taşıdığının ifade ediyor. Robert, CAMPER ateşini yıllardır yanık tutan unsurların rüya ve tutkular olduğunu söylüyor.

Lovemark olmuş markalara baktığımızda bir şeyi çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor: KURUCUNUN TUTKUSU.

Majorca'dan dünyaya yayılan Camper'ın kurucusu Lorenzo Fluxa şöyle diyor: "İşimizin büyük bölümü aşk ve tutkuya dayanır. Biz tüketicilerimizle paylaştığımız bir anlayışa sahibiz. Biz kabul ettirmeye çalışmıyoruz, paylaşıyoruz. Biz ayakkabı yapmayı seviyoruz ve ne kadar şanslıyız ki, bizi takip eden CAMPER taraftarları var."

Tasarım ve yaklaşımlar lovemark kültüründe kilit unsurlar. Ancak bir markayı lovemark yapan asıl yaklaşım ateşi yakan kurucunun felsefesidir. CAMPER şanslı, çünkü Lorenzo Fluxa gibi bir kurucusu var. Çünkü bu tip kurucular sadece ateşi yakmakla kalmıyor, markayı lovemark yapacak olan tutkuyu da çalışanlarına ateşliyor. Jasper Kunde'nin "Marka Dini" dediği de böyler bir şey. Hissedarlar, çalışanlar, stratejik partner'lar gibi pek çok paydaşa inanç aşılayan bir anlayış bu.

9 Eylül 2010 Perşembe

Pink Floyd'la bir kez daha gurur duydum.


















Değil 360 derece, bugüne kadar 1 derece bile yalakalık yapmadılar...
Birbirlerini yediler ama düşüncelerinden taviz vermediler...
30 yıl önce sahnede ışık tutan adamın parasını hala öderler...
Dünyayı yöneten hiçbir sistemin kuklası olmadılar...
Köprüde yürümek için yalvarmadılar, kendi köprülerini kurdular...
Geçenlerde gördüğüm 360 derece yalakalıktan sonra, onlara bir kez daha hayran oldum.
Bu resimde olmayan Sid Barrett'a ve David Gilmour'a, Roger Waters'a, Nick Mason'a, Rick Wright'a böyle bir grup yarattıkları için binlerce teşekkürler.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Sözün bittiği işler - 5

Sözün bittiği işler - 4

Sözün bittiği işler - 3

Sözün bittiği işler - 2



"Tüketici Güven Endeksi" daima gerçeklikle umudun ortasındadır.









































İki hafta önce, danışmanlığını yaptığım bir müşterim adına OMD Kiev'den bir sunum aldım. Sunumdaki bir diyagramı da OMD'den Vitaliy Matveyev'in izniyle kullanıyorum.

Üstteki resim Aralık 2004'te Ukrayna'da seçimlerin tekrarlanmasını sağlayan Turuncu Devrim gösterilerinden birinin gerçekleştiği Maidan Nezalezhnosti yani Bağımsızlık Meydanı.

Ortadaki resim de Kiev'in ünlü caddesi Kreshatik. Burası Kiev'in Nişantaşı'sı, Beyoğlu'su ya da Bağdat'ı olarak kabul edilebilir. Kiev'de tüketici analizi yapmak isteyenler için en doğru mekan.

En altta, yazının konusu olan grafiğe gelince, bu grafikte 2008-2009 yıllarına ait Ukrayna Tüketici Güven Dinamikleri görülmekte. Burada görülen kavramlar Tüketici Güven İndeksi (kırmızı renkte), Fiili Ekonomik Durum (turuncu) ve Ekonomik beklentiler (yeşil). Bu resimde fiili ekonomik durumun en altta olduğunu, ekonomik beklentilerin en üstte yer aldığını görüyoruz. Bu durumun tek açıklaması var: Umut, daima gerçekliğin üstünde bir indekse sahiptir. Yani insan doğası umuda gerçeklikten daha fazla prim vermektedir. Çünkü tüketici zihni böyle çalışıyor. İnsan doğasının beklentileri (umudu) gerçekliğin üzerine koyma alışkanlığı, ekonomide küçücük bir ışık gördüğünde alışveriş sepetine saldırmasına neden oluyor. Umut alışverişi tetikliyor.

Ve Tüketici Güven Endeksi de (grafikte kırmızı ile gösterilen), deyim yerindeyse gerçeklikle umudun tam ortasında yer alıyor.




Sözün bittiği işler - 1