23 Ocak 2010 Cumartesi

TEDx Istanbul da gerçekleşti.

TED benim için dünyanın en önemli düşünce kulübü. Bu ayın 14'ünde bizim gerçekleştirdiğimiz TEDx RESET'in ardından Alametifarika da bugün TEDx Istanbul'u gerçekleştirdi. Öncelikle TED ruhuyla, TEDx RESET ekibi olarak bizi de davet eden, başta Serdar Erener ve Özge Hanım olmak üzere Alametifarika'ya çok teşekkürler.

Bugünün en çarpıcı konuşmalarından biri konuk konuşmacı olarak Lone Frank, diğeri de Devdutt Pattanaik'e ait muhteşem bir TED Talk'tu. Kim seçtiyse aklına sağlık; linki aşağıda. Mutlaka izlemek gerek.
http://www.ted.com/talks/devdutt_pattanaik.html?awesm=on.ted.com_739P

Öte yandan Ebru gösterisi ile renklenen Sertap Erener ve Demir Demirkan'ın performansı da damağımda ayrı bir tat bıraktı. İyi bir Pink Floyd ve David Gilmour hayranı olduğunu bildiğim Demir Demirkan da sahnede olduğu için olsa gerek, Sertap Erener ve Demir Demirkan'ın ebru gösterisi eşliğindeki performansları bana Floyd'un sahne showlarını hatırlattı. Sonuçta tek kelimeyle şahaneydi. TEDx Istanbul'un bana kazandırdığı bir diğer değer de ebru ustası/ebruzen Hikmet Barutçugil'i yakından tanımaktı.

www.ted.com

Dr. Serdar Savaş'ın 3G'si Türkiye siyasetine bir matriks kazandırıyor.





Bu cuma üç Kabataşlı (Dr. Serdar Savaş, Tunç Kılınç ve ben) Beşiktaş Çarşı'da Turgut'un yerinde buluştuk. Dr. Serdar Savaş, Tunç'un ve benim Kabataş'tan üst dönem Abimiz. 14 Ocak'taki TEDx RESET'te konuşma yapınca tanışma şansımız oldu. Ardından bu yemeği yaptık ve tekrarlayacağız. Dr. Serdar Savaş hem tıp hem de siyaset adamı. Dünkü yemekte, genel muhabbetin dışında Tunç'un da benim de pek bezimiz olmadığı siyaset konularını da konuştuk.

Serdar Abi, ilginç bir kişi. Belli ki Türkiye'yi çok gezmiş ve kesinlikle insanımızı çözmüş. Sosyolojik analizleri bir yana, ben böyle şive taklidi görmedim. Bu tarzda bir siyasetçi kazanır mı bilemem ama çok keyif vereceği kesin. Bu arada yemekte ilginç bir analiz de yaptı. Hatta eline kalemi alıp kabaca yukarıdaki matriksi çizdi.

Özetle diyor ki: "Bu ülkede sağcı, solcu, liberal, sosyal demokrat, ülkücü, kökten dinci, falan, filan bir sürü farklı ideolojiye inanan adam var (bkz yukarıdaki tablo). Fakat bunları düşey olarak gruplamak çok yanlış. Bunları düşey olarak konumlayınca ülke farklı ideolojilerde gruplara bölünüyor. Ancak bunları farklı kriterleri dikkate alarak yatay olarak gruplandırınca ortaya çok daha anlamlı bir resim çıkıyor. Birinci yatay grup GERÇEKÇİLER. Bunlar ideolojik düşüncelerinin temel değerlerini iyi bilen - hatta derinlemesine bilen - gerçekten bilgili insanlar. İnandıkları ideoloji ne olursa olsun, gerçekçi oldukları için birbirlerine saygılılar. Mesela adam kayırmacılık yapmayıp, farklı görüşten olsa bile toplum için doğru olan adamı herhangi bir görev için tercih edecek kadar aydınlar. İkinci grup, GEÇİNENLER-1. Bunlar inandıkları ideolojinin temel değerlerini bilmeyecek kadar cahiller. Bu ideolojiyi kendileri için bir aidiyet alanı olarak tanımlayıp, bununla kimlik yaratanlar. Bunlar çevrelerini kendi adamları ile doldurup, her konuda fanatik davranan bir grup. Üçüncü grup, GEÇİNENLER-2. Bunlar da bu ideolojiden nemalananlar."

Vallahi, pes dedim. Aklına sağlık Serdar Abi. Umarız biz gerçekçilerdenizdir.

Bu arada seçimlerde bir oyun garanti. Lakin unutma! Züğürt Ağa'nın da bir oyu çıkmıştı ve kendine ait olmasına rağmen bütün köy "ben vermişem ağam" demişti, dikkat et Abi :))))

18 Ocak 2010 Pazartesi

Reklamcı Klişeleri

Cumartesi gecesi Cem Mumcu aradı (bana göre gece olan Cem'e göre gündüzdür bu arada.) Milliyet'te yazdığı Çağdaş Klişe Müzesi için reklamcı klişeleri sordu. Mad Man'den bir tablet alalı daha 2 saat olmamıştı ki, meşhur reklamcı klişelerini düşünmeye koyuldum. Bakın neler çıktı:

1. Pek çok alternatif arasından bunu seçtik. (Aslında hepsi hepsi ‘bir’ tane çalışma var, demek)
2. Patron revizyon istedi, iki güne daha ihtiyacımız var. (Aslında daha bir halt yapamadık, patronun da brief’ten haberi falan yok, demek)
3. Kamerayı alıp sokağa çıktık, tüketicinin nabzını yokladık. (Aslında üç kişiyle konuştuk sonra Starbucks’a gittik, demek)
4. Mağazalarınızı gezdik. (Aslında bir mağazaya gittik ama çok zekiyiz, hepsine gitmiş kadar olduk, demek.)
5. Kampanyayla ilgili çok iyi geri dönüşler aldık. (Aslında tanıdık, eş, dost bayıldı kampanyaya. Başka da kimseden bir yorum gelmedi, demek. Ayrıca bu nasıl Türkçe?)
6. Dünyada böyle bir trend var. (Aslında bu trend sahipleri bizim ajansta çalışıyor, demek)
7. Kampanya kafamda bitti. (Aslında yeni çalışmaya başladık, demek)
8. Brief verin. (Aslında anlamadık demek)
9. Kreatif ekip kampanyayı çok sevdi. (Aslında Allah aşkına siz de sevin ve onaylayın, demek)
10. Tüketici buna bayılır. (Tüketici ürünü ayılınca mı satın alacak, bu ne demek?)
11. Logonuzu değiştirmemiz lazım. (Aslında kendimizin yapmadığı hiçbir logoyu sevmeyiz, demek)
12. Araştırma yapmalıyız. (Aslında şu an elimizde başka işler var, sizinkine başlamadan zaman kazanmamız lazım, demek)

Resim: www.flickr.com

15 Ocak 2010 Cuma

TEDx RESET rüyası dün Boğaziçi Üniversitesi'nde gerçekleşti.





Tam 7 aydır üzerinde çalıştığımız dünyanın en önemli düşünce organizasyonlarından biri olan TEDx'i TEDx Reset adıyla dün Boğaziçi Üniversitesi'nde gerçekleştirdik. TEDx Reset Türkiye'nin ve dünyanın önemli düşünce insanlarının etkileyici konuşmalarına sahne oldu. Tüm konuşmacıların dayandığı temel düşünce "iş ve özel hayatı daha anlamlı kılmak için nasıl reset'leriz" üzerineydi. Tüm konuşmaların çıktıları sürdürülebilir yaşam, sürdürülebilir yaratıcılık, sürdürülebilir gıda, sürdürülebilir ekonomi, sürdürülebilir ilişkiler ve en sonunda şüphesiz en önemlisi sürdürülebilir mutluluktu. Beni bu organizasyonda en çok mutlu eden şey, 500'ün üzerinde değerli davetlinin çıkmadan son saniyeye kadar konuşmaları izlemesiydi. Bunun için başta Ali Üstündağ olmak üzere, Serhat Akkılıç, Beliğ Güreller, Dinç Üner ve Nazlı Kalmuk'a sonsuz teşekkürler. TED gerçekten çok farklı.

26 Aralık 2009 Cumartesi

Freud'la helalleşmeden yönetici koltuğuna oturmamalı


Dün Eğitişim Kariyer Enstitüsü'nün Kadir Has Üniversitesi'nde Yönetim Dersleri serisinin son konuşmacısıydım. Konuşmamda ağırlıklı olarak yöneticilerin teknik bilgisinden daha önemli olan özelliklerinin insan ilişkileri olduğu üzerine yoğunlaştım. Fakat bahsettiğim bir konu vardı ki, bunun çok daha öncelikli olduğunu düşünüyorum.

O da Freud'la helalleşmektir:) Evet! Yönetici koltuğuna oturmadan evvel, bir yönetici adayı anne ve babasıyla olan meselelerini çözmeli, - geleneğinde varsa - muhterem ebeveyninin ellerinden öpmeli ve koltuğuna öyle oturmalıdır. Çünkü hiçbir yöneticinin kişisel meselelerinden kaynaklanan sebeplerle haftaya başlama lüksü yoktur. Çünkü bu lüks aynı zamanda başkası için ızdırap verici olabilmektedir. Asker olmak isteyen asker olsun; geleceğin dünyasında iş hayatında "hazır ol-rahat" olmayacak. Anne olmak isteyen anne, baba olmak isteyen baba olsun; işyeri ev değil, kimse bir anne ya da bir baba daha görmek istemiyor tepesinde. Yaratıcı olmak isteyen yaratıcı olsun; resim yapsın, kitap yazsın, davul çalsın ama işyerindeki çalışma arkadaşlarının üzerine çiziktirmesin, kafasını ütülemesin.

Özel hayatlarında erkekler annelerinin, kadınlar da babalarının kişilik özelliklerine benzer eş seçme hakkına sahip olmaları pek doğaldır; ama aynı kişilik özelliklerini iş hayatında birlikte çalıştıkları insanlardan bekleme hakkı olamaz. Yönetici koltuğunu tercih edenlerin sadece bu nedenle olsa bile, kişilik oluşum tarihlerini cesaretle masaya yatırmalarında fayda görüyorum. Kendileri yatıramıyorlarsa profesyonel destek almaları gerekir.

Bilinç düzeyi yüksek olan bir yönetici adayının yapması gereken budur.

11 Aralık 2009 Cuma

Project House olarak DEEP'i Digital Marketing Forum'da lanse ettik.



Sunumu Sinan'cımla birlikte yaptık, Mehmet de fotoları çekerek bu anı ölümsüzleştirdi. Cüneyt, Serhat, Elif, Zeynep, Esra, Müge, Project House ve Young Guns'dan diğer arkadaşlarımızla birlikte gerçekleştirdiğimiz 6 aylık çalışmayı gururla seyrettiler. Uğur Özmen Hocam'ın, Tuğçe Esener'in (Mienotes) ve Tutku'nun gözleri ışıldıyordu. Allah için Tutku bile son dakikada yemeğe tuz koymuştu. Modelin TIP'lerinin yazılmasında Tutku'nun az emeği yoktur :)

Dile kolay DEEP için yaklaşık 6 aydır çalışıyoruz. Bu model muhtemelen dünyanın ilk dijital planlama modeli diyoruz, çünkü aramadığımız, taramadığımız yer kalmadı ve yazılı bir kültüre sahip, kendi akışı ve yönergesi olan bir dijital strateji planlama modeline dünya üstünde rastlamadık. DEEP "Digital Effectiveness & Efficiency Plan" ifadesinin baş harflerinden oluşuyor; beş adımı ve şu anda 24 tool'u var.

Bir sonraki hedef dünyaya sunmak:))) Neden IAB olmasın? Bugün Project House için gurur kaynağı olan şey, yarın Türkiye için neden olmasın?

Kimsenin kuşkusu olmasın, olacak:)